Estonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Estonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2010 Cumartesi

23 Mart 2010 Salı

Artık Bahar Gelsin...

yerler buz tuttu... durmadan kayıyoruz. Estonların neden bu kadar iyi buz patenciler oldukları ortada. Üüsiplats'a gidip para vermeye gerek yok buz pateni için.

Bu saatte evde oturmuş okula gitmeyi bekliyorum. 7:45'de kalkıyorum her gün, okul 11de olduğu halde. İstanbul'da kesinlikle başıma böyle bir şey gelmezdi. Yapacak hiçbir şey olmasa da kalkıyorum, Shaq'le kahvaltı ediyorum, sonra da bir şeyler içip (çay, kola, su vb) genelde internete giriyorum.

Şu sıralar eğer evdeysek Shaq'le hep anime izliyoruz. Vampire Knight adında bir seriyi ve onun devam serisi Vampire Knight Guilty'yi izledik. Her seri 13 bölümdü, bölüm başına ortalama 20 dk, dolayısıyla kolayca bitti. Bir yandan da ikimizin de daha önce izlediği Blood+ 'a uzun zamandır tekrar-izleme yapıyoruz. Ben sabahları izlemek için kendime çok-da-kaliteli-olmayan-ama-eğlenceli bir anime buldum: Black Cat. Aslında kalite derken Vampire Knight'tan daha az kaliteli değil. Kalite dediğim de sanırım mevzunun ciddiyeti, olgunluğu. Yani çizimler tabii ki hepsinde çok başarılı. Vampire Knight'ta çocuksu unsurlar daha çok bulunuyor -çizim olarak- ama yaptığı cinsel göndermeler (zira bir vampir hikayesi: genç kızın kanının çok tatlı olması,  herkesin onu istemesi, hatta "sivri dişlerini yavaşça kızın içine batırıp akan kanı içme" -bu filmde aynen böyle anlatılıyor- gibi göndermelere çok sık rastlanıyor. Öte yandan sevişme sahneleri ve hatta öpüşme bile yok: öpüşme Sailor Moon'da bile vardı!!) Vampire Knight'ı biraz daha ciddi kılıyor sanırım, oldukça derin alt okumalar yapmana fırsat veriyor. Black Cat'e daha yeni başladım, hikayenin nasıl gelişeceği bilinmez ama daha ciddi görünmesine rağmen daha kolay bir anime olduğunu düşünüyorum.  Ama bütün bunların yanında Blood+ tabii ki en iyi animeler sıralamasında oldukça iyi bir yeri hak ediyor. Hikaye kurgusu, çizimler, karakterlerin derinlikleri.... Mutlaka izlenmesi gerek!

Bu arada bu paragraftaki renkli anime isimlerine tıkladığınızda youtube.com'u çalışanlar için, animelerin ilk bölümlerinin birinci kısımlarının linkleri var. İngilizce altyazılı, ama BlackCat'e ancak ingilizce dublaj bulunabildi.

Geçen gün Mia ve Rafael adında iki tiple (çok sevmedik onları) Kadriorg'a gittik tekrar. Yine kuğu gördük ve kuğuların nasıl eşkiyalar olduklarını anladık!!! Resmen üzerime yürüyüp HIIRRRRladı be!!! Nese, ekmek verdik, yediler ama en sonunda ekmekleri kuğulardan kaçmak için şaşırtmacalar olarak kullanmaya başladık. Sonra ortaya çıktı ki Mia aslında kuğulardan çok korkuyormuş çünkü küçükken bir kuğunun saldırısına uğramış. Kuğular kanatlarıyla kol-bacak falan kırabiliyormuş. Oldukça korkutucu. Aslında Canon AE-1 makinemle müthiş kuğu fotoğrafları çektim. Ama maalesef onları ekleyemiyorum çünkü fotoğraflar CD'de ve bu minik LG laptop CD açmıyor. =(( Çok üzücü bir durum.

Sonra bi de Kadriorg'daki Kuğu Gölü var. Ama tabii ki bu fotoğrafı ben çekmedim, internetten buldum. Bütün bu gölü donmuş ve üstü karlarla kaplı hayal edin. Bütün ağaçların üstü bembeyaz, yeşil çimenler yok. Her yer kar. öyle bir yer Kadriorg. Tabii büyük bir park olduğu için karlar şehir kirliğinden yoksun, ve çok güzel. Buradan kuzeye doğru yürüyünce de Baltık Denizi'ne çıkılıyor. Eminim Ocak veya şubat gibi Finlandiya'ya yürüyebilirdik :P :P Ama denememiş olmamız eminim ailemi oldukça mutlu ediyordur.
Bu aralar Baltık ülkelerini gezip Helsinki'ye de gitmek istiyoruz. Ben kalan tek bürokratik işim sigorta sözleşmesini de halledince gideceğiz. 

Ama yaz için başka bir tur daha planladık. Belli değişimlere de uğrayabilir, ama 3 ana durağımız var: Helsinki, Rovaniemi ve St. Petersburg. Haritada turumuz şimdilik yandaki gibi görünüyor. Asıl amaç Rovaniemi'ye gidip batmayan güneşi görmek. -Eğer tarihler uyarsa, Haziran gibi uymasını umuyoruz- Eğer batmayan güneşi görmezsek de oldukça uzun bir süre gündüz yaşayacağımız kesin. Oradan da St. Petersburg'a gideceğiz. Ama genel olarak Finlandiya Turu diyebileceğimiz bu turda asıl amaç Finlandiya'nın küçük köylerine gidip, Kalevala Destanıyla ilgili toplayabileceğimiz bütün bilgileri toplamak, bu turda Kalevala ülkesinin bir belgeselini çekmeyi düşünüyorum. Umarım iyi bir şeyler ortaya çıkar. Helsinki'ye daha önceden uğramış olduğumuz için belki direk turku'ya giden bir feribota binilebilir. Ama bütün bunların daha çooooooooooook düşünülmesi ve planlanması lazım. Şimdilik kafamı bunlar kurcalıyor anlayacağınız.                                               

Onun dışında keyfimiz yerinde, bol bol gezmek istiyorum hazır havalar da düzelmişken. Yakın zamanda Narva kalesini görmek,  Tartu'nun ormanlarında gezmek de istiyoruz. Bu haftasonunun planı da bu olsa gerek.

budur.

ps:


Bu arada Kalevala ile ilgili bilgiler için http://tr.wikipedia.org/wiki/Kalevala

ayrıca destanın bir kısmını dinlemek için: http://en.wikipedia.org/wiki/Kalevala#Sample

5 Mart 2010 Cuma

bugün...

...güneş batarken gökyüzü masmaviydi, evler simsiyah bir çizgi oluşturuyordu ve yerler bembeyaz kardı.
ve birden her şey mantıklı göründü:


ne kadar romantik şu estonlar.

27 Şubat 2010 Cumartesi

Estonlar Hakkında Öğrendiğimiz 10 Şey;


1. Evet, doğru; gerçekten soğuk görünümlü insanlar. ama bir kere iletişime başladınız mı saatlerce sohbet edebilirler. Sizden hoşlandıklarını gösterme ihtiyacı duymazlar. Sizi sevmiyorlarsa selam verme ihtiyacı duymazlar. Kendi hallerinde yaşarlar...

2. Partilerden anlamıyorlar. İnsanların birbirleriyle iletişim kurmasını sağlamak gibi bir yetenekleri yok. Büyük gruplarla nasıl idare edeceklerini bilmiyorlar.

3. Koyu renk saçlı, cazgır kadınlardan hoşlanıyorlar.

4. Haritaları seviyorlar.

5. Birinin eşyası yere düştüyse hemen yerden kaldırıyorlar, uzatıyorlar. Eğer yere düşen eşyanın sahibi ortalıkta yoksa, en yakın yere koymak. Bir eşyanızı düşürürseniz seneler sonra aynı yerde bulabilirsiniz.

6. Eğer önlerinden yürüyorsan seni uyarmadan dirsekleriyle sertçe itip zorla önüne geçerler. Eğer sen onların önüne geçmek için kibarlık yaparsan da seni görmezden gelirler.

7. Şarkı söylemeyi çok seviyorlar.

8. Herkes Eston olmaktan gurur duyuyor.

9. Espri anlayışları bizden çok farklı.

10. Sinema salonunda yüksek sesle yorum yapma, filmle dalga geçme, alkış tutma gibi özellikleri mevcut. -özellikle eğlenceli buluyorum-

24 Şubat 2010 Çarşamba

Krambambuli


  • 2 bardak Batavia Arak
  • 2 Bardak Rom (koyu) 
  • 2 750-Ml. şişe kırmızı şarap 
  • 2 Limon
  • 2 portakal
  • 1 bardak şeker 
sonra da üzerine kılıç ve meyve koyup yakıyosun kılıcın üzerindeki meyveleri... sıcacık oluyo... ve bu işte 
KRAMBAMBULİİİİ

İçmeden önce de bir şarkı söylüyorsun...
şarkının ingilizce çevirisini buldum -orjinali almanca...-
ama bu çeviri bizim estonca söylediğimiz versiyondan daha kısa.. yine de en anlamlı olanın bu olduğunu düşüneceğinizi varsayarak sizlere bu halini kopyalayıp yapıştırıyorum. Bu arada şarkının orjinali -tahminen- haçlı ordusunun marşlarından biri, ama daha sonra bi içki şarkısına dönüşmüş...

Crambambuli is the title
Of that good old song we love the best;
It is the means of health most vital,
When evil fortunes us molest.
From evening late till morning free,
I'll drink my glass, crambambuli,
Cram bim bam bu li, cram-bam-bu-li.

Were I into an inn ascended,
Most like some noble cavalier,
I leave the bread and roast untended,
And bid them bring the corkscrew here.
When blows the post-boy tran tan te,
Then to my glass, crambambuli,
Cram bim bam, bam bu li, crambambuli.

Were I a prince of power unbounded,
Like Kaiser Maximillian,-
For me were there an order founded,
'Tis this device I'd hang thereon:
"Toujours fidele et sans souci,
C'est l'ordre du crambambuli,"
Cram bim bam, bam bu li, crambambuli.

Crambambuli, it still shall cheer me,
When every other joy is past;
When o'er the glass, friend, death draws near me,
To mar my pleasure at the last.
'Tis then we'll drink in company,
The last glass of crambambuli,
Cram bim bam, bam bu li, crambambuli.

bizim söylediğimiz versiyonunda 5 kıta daha var... onlardan bir örnek kıta yazabilirim:

Kui vabadust ma hoidma tõttan
ja sünnima eest võitlema,
ma halja mõõga kätte võtan
mu kõrval sõber seisab ka.
Siis ütlen tal: "mon cher ami,
Veel enne klaas krambambuli!"

bu benim en sevdiğim kıtaydı.. çünkü Vabadust Estonca en sevdiğim kelime ve özgürlük demek.

Estonların şarkı söyleme kültürü oldukça gelişmiş. Sanırım onlarla ilgili en sevdiğim şey bu. Zaten Şarkı Devrimi (laulev revolutsioon) ile bağımsızlıklarını ilan etmelerinden de belli. Taarka adındaki folk şarkıcıları hakkında da bir film izledik, orada zaten şarkıların kültürlerinde nasıl bir yeri olduğunu anladım. Zetod adında da bir grup keşfettik, oldukça orjinal eklentilerle eston folk şarkıları çalıyorlar.Youtube'da falan bulmak mümkün...