7 Mayıs 2010 Cuma

Gezdik.

Biz Shaq'le gezdik. Bahar geldi ya... her şey daha bi güzel!!!

çocuklar falan oynuyodu dışarıda..
Shaq bu mesela...


Bu da gölcük. Çok gölcük severim. Evet x)


Sonra gittik Kehrwieder'ya oturduk. Sevilesi mekan. Biz bayılıyoruz.


Yürüdük sonra ve Tallinn'deki ilk isyan çığlığını gördük...

Ben de ordaydım, inanır mısınız bilmem!


Sonra işkence aletleri müzesini gezdik: Avusturyalılar sapıkmış: biz bunu öğrendik!!


Bu şehir hep çok güzel: hele güneş batmaya yakın...


Burası Dostoyevski'nin Tallinn'de yaşadığı yermiş!!!


"Broken Line" anıtı Tallinn'den Stockholm'e giden yolcu gemisinin batması üzerine yapılmış.
Yıl 1994 imiş. Biz sevdik bu anıtı. Çok şairane geldi.


Bu da o anıta bırakılan güller. Estonlar anıtlara her daim gül bırakan bir halk.


Tallinn'in her yerindeki kuşlardan biri ve ben.


Shaq, US ART GALLERY'den çıkarmış gibi görünürken. O gün 1 Mayıs. Tükkan da kapalı.


İçinde olduğumuz pub'dan dışarıya bakıntı.


ve pub'daki biz. aks da atlamıyo şekerim. hahaha...

Resimlerin büyük halleri için üzerine tıklarsınız heralde? 

Gizli Tüneller

Tallinn'in altında pek de uzun olmayan tünelde gezdik. Evet bir tünel vardı -orada Gizli Tünel"ler" dediğimin farkındayım. Öyle dedim çünkü bana da öyle dediler...

Tünellerde, muhtemelen sadece duvardan olmasın, gelenlerin ilgisini çekecek bir şeyler olsun diye düşünülerek, mizansen oluşturulmuştu. Belli bir noktadan başlıyorsun ve adım adım geçmişe dönüyorsun, yani güya bir tür zaman yolculuğu oluşturulmuş. Hikaye 2000lerde başlıyor. 2000lerde, daha doğrusu 90ların sonu 2000lerin başında, tüneller evsizler tarafından kullanılıyormuş. Ama 2005 yılında müze yapılacağı için son evsizi de kovmuşlar.Hadi o neyse de bir de utanmadan herifin hayatını orada cansız mankenle canlandırmışlar. Adamın bir de fotoğrafı vardı.

Bir diğer odada 1970ler ve 1990larda tünelleri parti mekanı olarak kullanan punkların hayatı canlandırılmıştı. Bilmediğim, iyi bi şarkı çalıyordu. Evet, punkların hayatı da duvarlarda canlandırılmıştı... Şöyle ki:


 Biraz daha ilerleyince Ruslar tarafından nükleer saldırılara karşı sığınak olarak kullanılmasının mizanseni oluşturulmuştu ama gerçekten ışık çok azdı ve çektiğim iki fotoğrafta neticede, beklediğim gibi, oldukça karanlık çıktı. Biraz daha ileride ise İkinci Dünya Savaşı dönemi var. Tallinn'e yapılan saldırıda, gizli tüneller 100.000'den fazla insanın hayatını kurtarmış, tüneller aşırı derecede soğuk olmasına ve hiç bir ısıtma sistemi olmamasına rağmen. Bu bombalı saldırının görüntüleri de vardı ayrıca. Bu olay içinde şu an halen yaşayan o zamanlar küçük bir kız olan kadının ve büyükannesinin cansız mankenleri konulmuş.

Sonra daha da eskilere gidiliyo... Çarlık dönemi Rusya'sının işgali altındayken, tüneller zindan olarak kullanılmış. Bu da zindana kapatılmış, çara yamuk yapmış ünlü bir papaz:

Daha da gerilere gidildiğinde İsveç işgali altındaki tünellerin görüntüsü oluşturulmuş. Zaten tünellerde İsveç işgali döneminde İsveç bir mimar tarafından tasarlanmış -ama Estonlar bu tünelin İsveç'e ait olduğu olgusunu duyunca çok bozuluyorlar. Tünelin yapımında çok ucuza Eston işçiler çalıştırılmıştır çünkü, beklenebileceği üzere.

Burada geçmişe yolculuk (!) bitiyor ve geleceğe (!!!) geri dönüyoruz. 2100lerden bir arkeolojik kazı şakası yapmışlar... Benim favorim Cep Telefonu ile ilgili yorumlar...

"Atalarımız müzikal insanlardı, ve bu minik enstrümanları gittikleri her yere götürüyorlardı." etc. diye komiklik yapmışlar...

Her şey iyi güzel.
Ama ben nefret ettim bu tünelden.
Neden mi? İnsanlar yüzyıllarca kullanmışlar bu tüneli, sığınmak için, yaşamak için ya da parti vermek için. Amacın ne kadar soylu olduğunun bir önemi yok. Kullanmışlar sonuçta. Halka aitmiş bu tünel, herkes istediği gibi girip çıkıyormuş. Şimdi ise 50 Kroon ödeyerek, paramız boşa gitmesin diye hissetmemiz için oluşturulmuş mizansen yemini yiyerek bizi pişkin pişkin gezdiriyolar o müze dedikleri yerde. Ama yabancı biri olarak onların bizi oyaladıkları bu müze bozuntusunu değil, orada yaşayan insanların hayatlarını görerek öğrenmeyi tercih ederdim ben. Onu da bırak, bugüne değer verilmeden, geçmişe değer verirmiş, geleceğe inanılıyormuş gibi davranmak da iki yüzlülükten başka bir şey değil. Bunları o rehber kadına da söyledim ya, rahatladım bir nebze. Kadın kendinden emin, gururlu gururlu yürüyordu horoz gibi.

gıcığım, sinirliyim. tünelimizi geri verin! tallinn tünelleri halkındır!

16 Nisan 2010 Cuma

Tartu



Cuma günü Tartu'ya gitmeye karar verdik. Ertesi sabah otostop çekerek gidip geri gelecektik. Tartu sadece 200 km güneyde olduğu için ve Estonya'da dağ falan da olmadığı için 2.30 saatte gidilecek bir mesafade Tartu.Bu yüzden planımızı çok beğendik. Ertesi gün yola çıktığımız anda geceyi orada geçirmeye karar verdik.
Öncelikle otostop çekmek için uygun bir yere gitmemiz gerekiyodu. Route 2.
Biz de Kaabli'ye gittik.
Nefes kesici bir yerleşim yeriydi =)))

Öncelikle bizi 25 km götürecek bi Rus amcacık bulduk. Ortak dilimiz Estoncaydı (iletişim konusunda oldukça sorun yaşadık anlayacağınız) Daha sonra da 26-27 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğimiz tasarımcı bi hatunun arabasına bindik.

Çok tatlı bi hatundu ama şu anda ismini hatırlamıyorum Delia gibi bir şeydi ama. Yolda onunla uzun uzun muhabbet ettik. 2 saatlik sıkıcı bi yolculuktan kaçınmak istediği için ve ayrıca kendisi de eskiden otostopla gezdiği için bizi arabasına aldığından bahsetti. Tartu'ya giden yolun dümdüz olmakla beraber çok güzel olduğunu keşfettik - yer yer ormanlar yer yer tarlalar vardı. Giderken bir sürü kuzgun gördük ama buraya geldiğimden beri şöyle güzelcesine bir kuş fotoğrafı çekemedim -ve Tartu yolu da buna bir istisna olmadı...


Yolda fotoğraf çekmek eğlenceliydi, ben de bol bol yol fotoğrafı ve biraz da video çektim. küçük de olsa -Türkiye'de kasaba diyeceğimiz- farklı bir şehre gitmek heyecanlı tabii, hem oldum olası yol seven bir insan olmuşumdur - şehirler arası yollardan bahsediyorum tabi, maalesef öyle bi seçiciliğim var...

Yol fotoğrafları + Afrika müzikleri ile dolu küçük bir yolculuk yaşadıktan sonra Tartu'ya girdik.
İlk göz atışımızdan itibaren yemyeşil, küçük ve mükemmel güzellikte bir şehir beklentisiyle dolduk - zira buraya gelmeden önce burasıyla ilgili bi fikrimiz hiç yoktu.İlk izlenimlerimiz şehrin yaşantısının Tallinn'den çok daha güzel olduğuydu. İnsanları GÜLÜMSÜYORDU , sanatla açık bir şekilde ilgileniyodu, dışarıda bir yerlere koşturmak yerine kafalarına göre gezen bir insan kalabalığı, daha boş olduğu halde daha dolu görünen bir şehir anlayacağınız. Dedikleri kadar var: tam bir öğrenci şehri.
Hatta sokak müzisyeni bile vardı! Estonya'da açık havada Hare Krishnalardan başka birinden müzik dinlemek çok eğlenceliydi.  Lynyrd Skynyrd çalıyodu hem de. Ama tek bi şarkıdan sonra yok oldu. Heralde günün harçlığını çıkardı. Gezmeye başladığımız anda Vanalinn'lerinde ISTANBUL adında bi restaurant görünce -nedense- canımız fotosunu çekmek istedi, Shaq de inadına bu pozu vermekte diretti. Ben de günah benden gitti dedim.


ve şimdi de fotoğraf lar

camiden bozma islam yeşili kilise...



beleş tuğla yazıyo orda.



oha, bu şehirde graffitti bile var!


Süt kutuları ve kuş yemleri...


hala bunları dudaklarından öpen adamın fotosunu çekmemiş olmama yanıyorum hala!!



maviş tuğlaları çok sevdik.


6'ya 20 kala.
Sabah yürüyüşü.



uzakta görülen köprü üstünde sevişen insanlarıyla ünlü.. burası da Tartu'nun OldTown'unun merkezi...

DÖNÜŞ YOLU: 










TARTU BUDUR!




2 Nisan 2010 Cuma

Kediciklerin büyüme serüveni devam ediyor -muş

1. Gün


2. Gün


                                                                        Kediler mama emip uyumaktan başka bir şey yapmazken. ÇOOOK TATLILARRRRR..
daha sonra...



büyüyen tek bebek beyaz kar topları değil.


göbüş.


Athos, Porthos, Aramis